|
|
6月3日 Çocuk babasına sorar: "baba politika nedir?"
Baba söyle der: "bak oğlum, ben eve para getiriyorum, öyleyse ben kapitalistim.
Annen parayı yönetir, öyleyse o hükümettir.
Deden paranın doğru idare edilip edilmediğine dikkat eder, öyleyse o da sendikadır.
Hizmetçi kız ise isçi sınıfıdır.
bizlerin ise tek hedefi vardır, senin rahatlığın. Dolayısıyla sen de halksın ve altında bezi ile yatan küçük kardeşin ise gelecektir.
Söyle bakalım anlayabildin mi?"
Çocuk düşünür ve o gece babasının anlattıklarını düşüneceğini söyler.
Gece yarisi cocuk uyanir. Çünkü kücük kardesi altını pisletmistir ve aglamaktadır.
Ne yapacağını bilemeyen çocuk anne ve babasının yatak odasına gider.
Annesi yalniz ve derin bir sekilde uyumaktadir, öyle ki onu uyandiramaz.
Hizmetçi kizin odasina gider. bakar ki babasi hizmetçi kizla yatmaktadir.
Dedesi de pencereden gizlice onlari izlemektedir.
Hepsi öyle mesguldürler ki çocugun orada oldugunu farketmezler bile.Çocuk hiçbir sey yapamadan yatagina geri döner.
Ertesi sabah baba çocuga kendince politikanın ne oldugunu anlatmasını ister.
-"evet" der çocuk, "kapitalizm" işçi sınıfını kötüye kullanıyor... sendika bunu seyrediyor...Bu arada hükümet uyuyor... Halk ise dikkate alınmıyor... ve gelecek bokun içinde yatıyor!
4月16日
NEDEN SENSİZ GECIYOR BU HAYAT
  
SEVDİM
Seni öyle sevdim ki; Gözlerimden akan yaşlar gibi damla damla... Yüreğimin dinmeyen acısı gibi kana kana... Ben seni böyle sevdim 
Seni öyle sevdim ki; Her gece seni sabâhladım yudum yudum... Özlemin büyüdü içimde alev alev... Ben seni böyle sevdim.
Seni öyle sevdim ki; Yaprakların dalları sardığı gibi yeşil yeşil... Toprağın yağmuru sevdiği gibi ıslak ıslak... Ben seni böyle sevdim.
Seni öyle sevdim ki; Leylâ'nın mecnûn'u sevdiği gibi yana yana... Hâsretin dem vurduğu ateşler gibi kızıll kızıll... Ben seni böyle sevdim. 
Seni öyle sevdim ki; Yıldızların geceyi aydınlattığı gibi işil işil... Denizin kumsalı okşadığı gibi serin serin... Ben seni böyle sevdim.   
|
|
|
|
|
| | |

|
|
|
KOLAYMI ?
Kolay sanıyorsun değil mi sevdiğini her gün görüp aşkını içinde saklamayı ? Kolay sanıyorsun unutmayı oysa sen bilmiyorsun çektiklerimi geçen her günümde olur olmaz her şeyin seni bana hatırlattığını ..
Nerden bilebilirsin ki gözümdeki yaşı kalbimdeki o sonsuz yalnızlığı aradığım aşkı bulduğumu sanmışken onu ellerimden kaybedişimi benden yavaş yavaş uzaklaşışının anlatılmaz acısını kalbimdeki ve rüyalarımdaki seni nerden bilebilirsin ki ?
Cansel ERDEM
BİR GÜN
Bir gün seni anlatacağım gidişi gelişinden çabuk oldu , bitişi başlamasından kolaydı , bir sevda rüzgarıydı esti geçti diyeceğim ..
Bir gün seni unutacağım ellerini , gözlerini , dokunuşunu , öpüşünü ve sana ait her şeyi .. Biri vardı bir zamanlar yaktı geçti diyeceğim ..
Bir gün seni tekrar yaşayacağım .. Gözlerim kapanırken son kez hatırlayacağım , birini sevmiştim bir zamanlar , hala seviyorum diyeceğim ...
Cansel ERDEM
SENİ SEVİYORUM
İçimde çalkalanan bir dünya hangi kapıyı çalsam sen açıyorsun bana al bütün umutlarımı, al senin olsun sensiz bütün karanlıklara razıyım ne seven kaldı beni, ne de anlayan batık gemiler kadar büyük yalnızlığım..
Senin yanında sıyrıldım korkulardan kara kışta çiçeklendi dallarım en ölümsüz duyguları sende yaşadım seninle eridim aşkın potasında seninle bütünlendim anlıyor musun ?
Ben hala her gece rüyalarımda ürkek ceylanlar gibi sana koşuyorum karanlıklar içinden sesin geliyor dağlardan kopup çığ gibi geliyorum sana yaklaştıkça artıyor yüreğimin sıcaklığı seni nasıl özledim duyuyor musun ? Seni nasıl sevdiğimi biliyor musun ?
EFTALYA
YENEMEDİM SENSİZLİĞİ
Sen bahar güneşi ile ısıtırken yüreğini ben yüreğimin üşüyen sokaklarına kazıdım ismini.. Hazanın sarı yapraklarıyla sarmaladım çıldırtan özlemini.. İçimde yanan ormanı gözlerimin sağnak yağmurlarıyla kendim söndürmeye çalıştım ama; başarmadım seni unutamadım..
Ah.. Bu hazan yağmurları bilsen nasıl da sırılsıklam özletiyor seni.. Güllerin solması kuşların göç etmesi gibi.. İçimde buz tutmuş küskün bir mevsim yüzümde zamanın acımasız izleri ne sen çıkıp gelebildin, ne de ben yenebildim sensizliği...
EFTELYA.
| |
|
ELVADA..
Özgün
Zaman değil geçen, ömürmüş anlamadık..
Tükendik bizde, yıllar gibi yaralandık..
Yenildik bizde, aşklar gibi karalandık..
Bana bıraktığın yüzümde bu çizgiler!!
Alıp götürdüğün ömrümün baharları...
Suçumuz neydi bizim feryadım tanrıya;
Sana son sözüm gülüm,
Elveda elveda...
HERŞEY BİTER HERKES UNUTULUR;
BENSENİ KAÇ KERE SEVDİĞİMİ UNUTTUM...
HARAM OLSUN YILLARIM OLMUŞ ZİYAN,
SENDE UNUTBENİ YOK YERE SEVDİĞİNİ...

ÇİMEN GÖZLÜM
Bakma sakın gözlerime ,
Dağılırım çimen gözlüm….
Hasretin dalgalarda,
Boğulurum çimen gözlüm…
Ya benimle ya uzakta,
Sen özgürsün yasaklarda…
Arada gelsemde aklına,
Bana yetmezki çimen gözlüm…
Özlem dolu günlerimde,
Hasretinden delirsemde,
Mecnun gibi o yerlerden ,
Gelmiyorsun çimen gözlüm..
Nasıl anlatsam aşkımı sana,
Sen yalnızmısın uzaklarda,,,,
En büyük cezandır bu bana,,,
Beni unutman çimen gözlüm….
GELME SAKIN PERISAN OLACAGIM Öfkeme yenildim,
Yağmura döndüm yüzümü, Küsüp senin güneşine, İçilecek bir kadeh şarabı yarım bıraktım , Gelme. Gölgeni yıkma yoluma,
Bocalıyorum.. Kasırgalar yaratma öyle çılgınca Korkulu sağanaklarda, günes olmak gibi , Yaşadıkca sana dönerim sandım.,
Oysa suyun ateşle uyumsuzluğu gibisin. Kopabilir desem en ince yerinden, Geçmişe uyanan gözlerinin biliyorumki,, HAPSİNDEYİM
Benim kadar hiç kimse, Öyle ülke ülke dolasmadı... Uzun olsa da zorlu yollar, ne çıkar.. Sabrım zaten hep yedegimde .. Ne cıkar canlansa anılarım, Ahtapot kollarını sarmış çevreme, Varsayıp beklediğini giderim ... Giderim doğacak günlere.
Geciken bir şey var güz sularında Bilmesem baharı belki , bekle diyeceğim Artık hic olmadık yerlerdeyim senden uzak . Söyleyemedim , dilimin ucundan kaçıp gideni .. Hasretin yorduğu yerden, Acıyla terkettigim o köşeye Yeniden dönmek mi?? İstemem bırak, Çoğalan acılara dayanacak gücüm kalmadı.. Ben siirlerimin kutsal havasında gezerken, Gelmesin eski asklar geri
Beklemiyorum. Yeni heyecanlarıda tükettim, Gelme sende sakın, istemem... Yoksa yine perişan olacagım..
hatirla ne kadar sevdigimi bunca yil sessizce bekledigimi... yüce hayallerimde, gerçekligin güçlenirdi varligin da yoklugun kadar bir bilmece gibiydi dudaklarimda dudaklarinin izi, kalbimde biraktigin bir yara simdi gozyaslarim yagmur...
denizle birlikte simdi
gül günes
4月14日
SEN KALBİMDESİN
Yürekten gelir hani duygular
Satırlara dökmek istersin
Zaman gelir canın önemi kalmaz
Ama yardan vaz geçemezsin
En büyük düşmanın sana yüreğin olur
Fırtınalar koparır engelleyemezsin.
İlk kez tatmışsındır bu duyguyu
Zaman zaman isyan edenlerdensin
Göz yaşın birikip içine akar
Belki de en fazla ağlayanlardansın
Güldüğün anlar da olacak elbette
Sonuçta sen de bir insansın
İstemezsin yare açtığın gözlerin yari görmeden kapansın
Sakın kadere isyan edeyim deme
Bırak ta felek utansın
Hani farkında olmadan düşünceye dalarsın
Dertlerin denizinde boğulacağını sanırsın
Kıvrandıkça bir türlü kurtulamazsın
Çareyi hayallerde, umutlarda ararsın
Yalnızların yalnızı,
Sen bende hep var olansın
Her şeyden vaz geçtiğim anda tek geriye kalansın...
Yıkılmış ve geç kalınmış viraneleriz şimdi ne senin gözlerinde harranın suya hasretler yangınları var minikperi
 minikperi nede benim gözlerimde şiir yaz dedin oysa kışlar yaşıyorum her mevsim acmak uzereyken papatyalar yeni karlar yağıyor üstüne üşüyorum evet hala üşüyor ellerim hüzün kapımızı çalalı beri bin günü aştı bin ömür bin soluk bin yıkılış yaşadım ömrümün arka sayfalarında altı çizilmiş satırlarımı okumaya başladım sığınışlarını susuşlarını ve haykırışlarını işittim mavi adadan korunaklı bir liman olamadım sana ve arkama bakmadan giderken haykırışlarını duymamak için kapattım yüreğimin kulaklarını şimdi bin ömür geçmiş ömrümden ben bir ruyadan uyanmak istercesine çırpınıyorum hani zaman ilacı olurdu herşeyin hani zamana bırakmalıydık atalar yine yanıldı bir günün sonunda binlerce tükenişle ölürken ben zaman zehrini içerken yudum yudum artık bitsin istiyorum ataların ilaç dedikleri yoksuzlugun bitsin bitmezlerin bilincinde diyorum yne yıkılmış ve geç kalınmış viranelerız şimdi ne senin gözlerinde harranın suya hasret yangınları var nede benim gözlerimde şiir şimdi kendini yok edişlerini dinliyorum susuyorum susuşlarımın öznesi sen oluyorsun hep şehrine gidiyorum yoklugun açıyor kapıları yıkılan şehirler arası bir otobüs terminalinde ayak izlerimiz duruyor halaa haklısın kokun sinmiş soguk duvarlarına şehrin herkezin gözünde seni arıyorum yoksun yoklugunu salıp gitmişsin gidişle bırakıldıığın bu kentte susuşlarına bile yandıgın soguk dağlarımın eşkiyası bağışlama dilemiyorum gel demiyorum sev demiyorum haykırışların yankılanıp boşlukta kaybolmadı bilesin sığındığın mavi adada yaktıgın ateşi göm yanaştırabilirsem gemilerimi tutucam ellerinden
İcimi bir bilsennnn!
Icimde kocamman bir dünya tasiyorum
benim dünyam paylaşılabilir..
Bu dünyayi seninle paylasabilirim ... .
Senin Dünyani da paylasabilirim!
Ona yer acabilirimm!
Benim olmani .. ..
Elimi tutmani,
Sana soyyylee sarilip uyumayi istiyorum
Seni kocamaaannn SEVİYORUMM
Seninle olunca keyfime diyecek yok
Hayir! Yüzüstü birakip gidemezsin...
Peki öyle olsun ..HOŞÇAKAL! 
Alintidir...Edebiyatogretmeni.net
Ne lüks arabalar ne sporlar... Sadece bisiklete binmek istiyorum seninle, neşeli çığlıklarını duyarak ha düştük ha düşeceğiz diye... Ünlü bir şarkıcı olup, herkesin beni dinlemesini değil,taşlı bir kıyıda, ateşin önünde, fısıldamak istiyorum şarkımı sana makamlı makamsız.. Lüks lokantalar, vitrinde yemek gibi geliyor bana.İnan arabesk değil, yarim ekmek kaşar üstü kola paylaşmak istiyorum seninle... Tüm kitapları okuyup, yazarlarıyla tartışmak değil, Gece yatağımızda sarmaş dolaş, okuyup tartışmak bir kitabı. Senin fikirlerinle benimkilerle yoğurmak, benimkilerle seninkileri... Bir sır vereyim sana, insanlar bilmiyorlar ama; ruh sevişir bedenden önce. Geceler bizim.Ne su yatağı, ne mobilya, yatak odasında aşk ... Yer yatağı sıcak gelir hep bana, ve çiçek, aldırma odayı oksijensiz bırakır çiçek diyenlere. Onlarca yastık istiyorum aşk, yatak odamıza rengarenk, aldırma zevksiz olur diyenlere, Zevkli, içten duygu anlatımıysa, herhangi bir konuda; zevksiz bir şey yapamayız... O kadar yoğunki duygularım sana.... Ne lüks villalar istiyorum onlarca odalı, ne dev malikane, ne yalı Duvarı olsun yeter metrekaresi önemli değil... Bak bir sır daha sana, Eşlerin mutluluklarını, huzursuzluklarını, karakterlerini,geçmişlerini bir evin duvarı anlatır. Bomboşsa duvarlar, ruh yoktur ikisinde de... Sadece yetmiş seksen yıl yasayacaklardır zaten.
Bizim, fotoğraflarımız olacak en sevgili anlarımızda çekilmiş,mutlaka gülerken. Senin bana, benim sana hediyelerimiz olacak asılan, çirkinde olsa kendi elimiz değmiş resimler, Belki alçı kalpler, belki bir senin bir benim boyalı ellerimizle kaplayacağız duvarımızı rengarenk.. En güzel aşk şiirleri sana olacak Duvarlarımız yalan söylemeyecek, buram buram yaşam sevgisi kokacak... İnsanlar mutsuzlar sevgili, her şeye açlar ve doyumsuzlar... Bense, bir tek seni istiyorum, bir tek seni aşk ...
| .
|
|
|
|
|
|
|
Sevsinler
|
|
Seni duymayı Seni özlemeyi Hiç görmesem bile seninle olmayı seviyorum. Hiç korkmuyorum seni sevmekten. Ben sendeki o sıcaklığı Sana olan uzaklığı seviyorum. Yanaklarından akan göz yaşlarını En çok, dağınık olduğunda saçlarını Beni arayan ellerini seviyorum.
O kadar çok seviyorum ki seni Seni kaybetmek korkusunu bile, İçinde yalnızca, sen olduğun için Sana karşı duyduğum bir duygu olduğu için Korkumun sebebinde sen olduğun için seviyorum. Yine de korkmuyorum seni sevmekten . .
|
|
|
|
|
|
| |
Semartizm'e saygılar ..
Ben hergece sen uyurken dalga olup sahile vuruyorum. Rüzgar olup esiyorum sessizce. Sen uyurken yüreğim geliyor üstünü örtmeye. Bensizken üşürsün diye...
En zor anımda geldin sen bana.. Tam hayattaki tüm umutlarımı tüketirken ben sen çıktın karşıma. Sanki hayatın gerçekten de o kadar acımasız olmadıgını kanıtlamaya çalısır gibi açtın yüregini..
Gözlerindi ilk atesi kalbime düsüren.Hayata cesurca bakan o gözlerin.. Ama ben en çok senin yüregini sevdim.çocuksu,saf ve en güzel sevgiyi içinde barındıran yüregini. Ellerin oldu beni uçurumdan düserken tutan;bir yandan güçlü,bir yandan da dokunulmaya kıyılamayacak kadar narin olan ellerin. Sevgin oldu beni hayata döndüren.çıkarsız,yalansız,sonsuz sevgin!
Simdi düsünüyorumda sevgili.. İyiki tanımısım seni! iyiki gelmissin bana! iyiki benim olmussun,iyiki senin olmusum! iyiki senle bu yola baskoymusum! iyiki sen benim ''İyikim'' olmussun!
Bu sahte hayata inat,çıkarcı sevdalara inat,sonu olan asklara inat;seni gerçek,çıkarsız,sonsuz sevgimle,tüm benligimle seviyorum! ''IYIKIM''... iyiki varsın..
| .
|
|
|
|
|
|
|
Sevsinler
|
|
Şimdi yağmur zamanı, Bomboş sokaklar. Kediler bile kaçıyor saçakların altına. Eli şemsiyeli çocuklar, Yağmurdan korunma derdinde… Ben yağmuru bir başka severdim, Senin yosun gözlerinde … Şimdi yağmur zamanı… Yani senin zamanın… Ben senle dolaşıyorum, yağmurların altında. Bana yağan sana düşüyor sanki İşte uzattım avuçlarımı, Oluktan akan yağmur sularına… Ellerimi yıkadım, saçlarımı ıslattım Sen yağmura esir oldun, Bende sana… Sen yağmur oldun artık Ben hep yağmuru bekleyeceğim, Anlasana…
|
|
|
|
|
|
| |
ÜŞÜMEK
İnsan bazen nedensiz yere umutsuzluğa kapılır. Kimselere veremez sevgisini. Kimselere kendini anlatamaz, evlere kapanır.... Bazen denizler, kıyılar çeker insanı. İnsan bu kapılmayı anlayamaz, oysa çok eski bir yerde yaşanmasından korkulup vazgeçilmez aşkların sızısıdır bu. Bu sızı, bu yenilgi, mevsimlerle yıllarla devredilir başka insanlara... bir insanın yaptığı bir hatanın tüm insanlara yayılması gibi... Hadi güne hazırlan. Yaşadıklarımızı unutmaya çalış. Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü, sırlarını, cesaretini, bilgeliğini ve o ilkel, o yaban ağrısını geri alacak. Bunlar olurken içimiz BİR AN ÇOK ÜŞÜYECEK, sonra geçecek..
Ve evet çok üşüyor içim çok ama geçecek biliyorum!!!
KANATAN RÜYA
Hatırladım seni Bu büyük boşluğun içinde Neden böyle çok sevildiğini... Sen hayatın önce içinde olduğun halde Her şeyden ince bir tülle ayrılıyorsun, Her şeyden çocuksu bir kanla Eksik yaşanmış bir baharla ayrılıyorsun... Kim sevse seni, yitirdiğini seviyor O büyük eksik neyse onu... Kim sevse seni, yanlış yüzünü görüyor... Uzaklaşan bir tutkusun sen Seni seven yitirmeyi öğrenmeli, Hayatsın... O kanatan rüya... Bölünmüş hayatları Son kez aydınlatıyor adın...
Cezmi Ersöz
Şimdi yanında olsam; özlemin böyle yakmazdı içimi. Kör bir balık gibi, çıkmazdım denizden. Can çekişmez, sensizliğin nefessizliğinde ölmezdi ellerim.
Şimdi yanında olsam; kurumazdı dillerim. Suskunluklarıma suskunluklar düğümlemez, sevdaya böyle düşmezdi yüreğim.
Şimdi yanında olsam; dolaşmazdım deli gibi bir gölgenin peşi sıra. Örmezdim hasreti an an, takılmazdım ağlarına deli sepken...
Şimdi yanında olsam; parçalanmazdı kalbim. Bölünüp bin parçaya, kararmazdı bir yüzleri.
Şimdi yanında olsam; beklemezdi gözlerim. Yılları günlere bölüp, eskitmezdim pencere pervazlarında menekşelerimi.
Şimdi yanında olsam; kuşlar böyle susmazdı. Çiçekler kokmamazlık yapmaz, hanımelleri güneşe küsmezdi bil istedim.
Ne kadar saklasan özlediğin belli, söndüremezsin içindeki yangını. Baslamışsa zamanların en güzeli, artık susturamazsın dudaklarını. Anlatır özlemini bana derinden ... yanan alnınla terleyen avuçların. Alevler taşarken gözbebeklerinden, yakar değdigi yeri parmak uçların. ÇOK GEÇ BU SEVDADAN DÖNEBİLMEK İÇİN bak! şimdi seninle dopdolu aynalar... bu özlemli halinle daha güzelsin. Benimde saçımdan tırnağıma kadar tutuşan, yanan bir şey var! her yerimde SEN şimdi ALEVDEN bir GÜLSÜN Ellerimde..
Uzaklardasin, cok uzaklarda. Aslinda cok yakinimdasin... kalbimdesin, baktigim yerde gözlerim, duydugum seyde sözlerim, isigimda gölgem, tövbelerimde yeminimsin... O kadar masum ki, rüyalarimda peri, günahlarin arasinda kalan günahsiz bir bebek gibisin... Acini tatmalisin, mutlulugunu da, acini mutluluk yapip gülümsemene katmalisin. Gözlerinde yildizlari utandirmali, sözlerinde asiklari aglatmalisin, duygularinda leylayi kiskandirmali, seveninle mecnunu anmalisin! Sevginle övünmelisin, sevilisinde sevinmelisin... o kadar özelsin ki, seni severken bile kiyamiyorum, o kadar nadirsin ki, seni gökyüzünde hicbir yildizin yanina koyamiyorum, sana o kadar alismisim ki, senin icin bütün aliskanliklarimdan vazgecebiliyorum, fakat bir senden vazgecemiyorum... Sen o kadar özelsin ki, hicbir inciyi, hicbir elmasi yanina koyamiyorum... o kadar degerlisin ki, anlatacak kelime bulmak icin inanilmaz bir caba sarfediyorum, yine de anlatamiyorum..
Usulca öperek gözlerimden..düşlerimi alsana kollarına....sabaha az kaldı küçüğüm.. İnandığın zaman aşk’a..kıskanırsın..Kıskandığın an’da.. zaten aşksın..benim aşkım..Sende farklı bir tarafı var hayatın..Farklı bir yüzü..daha farklı bir tadı..Eskimeyen..Hiç eskitmeyen..Hep beni sevdiğini haykıran..seni seviyorum..
Sırrım,yasağım,sebebimsin bu karmaşık dünyada, nefesimsin soluk soluk tertemiz dağ havası gibi içime çektiğim.... Bir çocuk masumiyetiyle beni sürekli gözünden sakınır gibi koruyan anamsın babamsın. Yoldaşımsın sırdaşımsın gönüldaşımsın her derdime ortak olan...Sevdiğimsin... Ruh eşimsin.. Sen benimsin ..Ama rahat değilsin yeterince, bunu biliyorum. Bir şeyler aklını deşiyor. Kalbine bir sızı veriyor olmalı o son sözlerim, hareketlerim...Benim sevgi sağanağımda ıslanmadan yürümeyi başaranlardansın sen birtanem..Yangınımsın sensiz gecelerde beni yakan, sabrımsın sensiz saatlerde teselli veren, mutluluğumsun, umudumsun uzaklardan bana nefes gibi içimde dolanan, damarımdaki kansın sıcacık içimde dolanan, çarpan kalbimdesin her an her dakika hissettiğim...
Belki sen aglamayı da bilmezsin İki damla gözyası degildir aglamak Önce düsünmek sonra düsünmek Hayalini kurup kalbinde yasatmak Büyük bir özlem içinde O kücücük resmine sarılmak İste budur aglamak Ve yalnızlıgı yeniden yasamak ..


| .
|
|
|
|
|
|
|
Sevsinler
|
|
Tatlı bir yerdir sevgili yanı Sıcaktır, ocaktır hem Hem huzura bir kucaktır Sarılırsın boynuna, dolarsın kollarını Bakarsın gözlerine,konuşmaz susarsın Arınır aklın her şeyden Ve hiç düşünmeden Usulca kayar gözlerin dudaklarına aşkın Ve öpmek istersin doyasıya Aralanır dudaklar, karışır nefesler Arada bir fısıldanır, kısıktır sesler Aşkın itirafıyla zirveye, çıkmışken hisler Buluşur dudaklar hasretle Buluşur ayrılığa karşı nefretle O an edilir itiraf Benim için bir teksin sen Ne olur sanki hiç gitmesen Diller kollara özenir Dolanır sımsıkı Aşkı işler içine O tatlı şerbetiyle Daha bir sarılırsın aşkına Daha bir özlersin artık Ve bırakırsın kendini aşkın kollarına Sevişirsin aklında olmayan kadarıyla Aşkı yaşarken, aşkınla sevişmek Ne güzel şey değil mi ?
|
|
|
|
|
|
| |
Ey gönlüm Daldin yine sonu gelmez mavilere... Vurdun kendini hayaline... Vurdun kendini sir vermez sessizliklere... Bu kaçinci kaybolu$un kendi içinde? Ey gönlüm Kaybetmeyi kazandin yine
Bir güz akşamı başladı sevdamız.Anlam veremediğim bir duygu seline bırakıp kendimi, öylece yüreğimin sana doğru akmasına izin verdim. Ve sonra bunun verdiği sarhoşlukla bilinçsizce yüreğimi bıraktım avuçlarına. Sende bunun şaşkınlığıyla, belki de kolay kazanmanın cesaretiyle bir hamur misali yoğurmaya başladın sevgiyi. Yüreğime, sevgimize verdiğin şekil acı vermekten başka hiçbir şeye yaramadı.
Şimdi soruyorum kendime; biz nerede hata yaptık diye. Ben sendeki acımasız , her yenilgide kaçmaya hazır haline körmüşüm. Sense bendeki hırçın, kırılgan, bir o kadar da deli halime kördün. Anlıyorum ve artık taşlar yerine oturmaya başlıyor.
Ama inan sevgi, aşk hangi tarafta kaldı, bende bilmiyorum. Bir çelişkide kaldığım doğru. Senin gitme hesaplarından, her defasında sendeki yırtıcı kaplanla boğuşmaktan yoruldum artık. Gitmek - kalmak arası yaşadığın çelişki bir uçuruma sürükledi beni. Şimdi tutunacak bir dal arıyorum, çekip beni bu girdaptan alacak.
Sen mi, sensizlik mi … Soruyorum kendime. Yüreğim hala sende kalmanın hesapları içinde. Aşkta mantık olmaz derler. Her aşığın acı çekmesinin nedeni de budur belki de. Kristal dağıldı, büyü bozuldu. Seninle mutsuz olmaktansa , sensiz mutsuz olmayı yeğlerim. Ki bu her geçen gün tükenişim olsa da.
Söyle şimdi, iyileşir mi yüreğimdeki yara, çaresi var mı bu derdin ?
Yasamak ugruna Ölmek bu olsa gerek Sevmek ugruna Aci cekmek bu olsa gerek Hayat ugruna Savasmak bu olsa gerek Peki ya sen ugruna Üzülmek niye?
Böyle zamansiz günesli, umulmadik mavi günlerde bir bekleme salonu yalnizligina bürünüyorum... iliklerimde yitik aski sarhos bir unutkanliga ilikliyorum...
sanki siirini bilmedigim bir fransiz aksaminda kaldirim taslarini sayiyorum kalbimin... içimde ayak izlerin, aylak bir yaz geçiyor avuçlarimdan...
ve ben ne zaman kiminle sevissem hala seni aldatiyorum!
HADİS KÖŞESİ
Peygamber Efendimiz (sav)'in Namaz ve Abdest ile İlgili Sözleri
|
Câbir radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Beş vakit namazın benzeri, sizden birinizin kapısı önünden akıp giden ve her gün içinde beş defa yıkandığı bol sulu bir ırmak gibidir."
(Müslim, Mesâcid 284)

Osman İbni Affân radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kim güzelce abdest alırsa, o kimsenin günahları tırnaklarının altına varıncaya kadar bütün vücudundan çıkar."
(Müslim, Tahâret 33. Ayrıca benzer rivayetler için bk. Nesâî, Tahâret 84; İbni Mâce, Tahâret 6)

Osman İbni Affân radıyallahu anh şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i benim şu abdestime benzer şekilde abdest alırken gördüm. Sonra da şöyle buyurdu: "Bir kimse bu şekilde abdest alırsa geçmiş günahları bağışlanır. Onun namazı ve mescide kadar yürümesi de fazladan kazanç sayılır."
(Müslim, Tahâret 8. Benzerleri içi bk. Ebû Dâvûd, Tahâret 50; Nesâî, Tahâret 84; İbni Mâce, Tahâret 6)

Ebû Züheyr Umâre İbni Ruveybe radıyallahu anh Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittiğini söyledi: "Güneş doğmadan ve batmadan önce namaz kılan bir kimse cehenneme girmeyecektir." Resûl-i Ekrem bu sözüyle sabah ve ikindi namazlarını kastetmişti.
(Müslim, Mesâcid 213-214. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 9)

Cündüb İbni Süfyân radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Sabah namazını kılan kimse Allah'ın himayesindedir. Dikkat et, ey Ademoğlu! Allah, bizzat himayesinde olan bir konuda seni sorguya çekmesin."
(Müslim, Mesâcid 261-262. Ayrıca bk. Tirmizî, Salât 51, Fiten 6; İbni Mâce, Fiten 6)

Cerîr İbni Abdullah el-Becelî radıyallahu anh şöyle dedi: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in yanında idik. Dolunay halindeki aya bakarak şöyle buyurdu: "Siz şu Ay'ı güçlük çekmeden gördüğünüz gibi, Rabbinizi de açıkça göreceksiniz. Güneş doğmadan ve batmadan önceki namazları kaçırmamak elinizden geliyorsa, kesinlikle kaçırmayıp kılınız." Buhârî'nin bir rivayetinde: "Resûl-i Ekrem, Ay'ın on dördüncü gecesi Ay'a bakmıştı" denilmektedir.
(Buhârî, Mevâkît 16, Tefsîru sûre (50) 2, Tevhîd 24; Müslim, Mesâcid 211. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Sünnet 19; Tirmizî, Cennet 16; İbni Mâce, Mukaddime 13)

İbni Mes'ud radıyallahu anh şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e: Hangi ameller daha faziletlidir? diye sordum. "Vaktinde kılınan namaz" buyurdu. "Sonra hangisi?" dedim. "Ana babaya iyilik etmek" cevabını verdi.
(Buhârî, Mevâkît 5, Cihâd 1, Edeb 1, Tevhîd 48; Müslim, Îmân 137-139. Ayrıca bk. Tirmizî, Salât 14, Birr 2; Nesâî, Mevâkît 51)

Âişe radıyallahu anhâ şöyle dedi: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem öğle namazının farzından önceki dört rekat ile sabah namazının farzından önceki iki rekatı hiç terk etmezdi.
(Buhârî, Teheccüd 34. Ayrıca bk. Nesâî, Kıyâmü'l-leyl 56)

İbni Ömer radıyallahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmi yedi derece daha faziletlidir."
(Buhârî, Ezân 30; Müslim, Mesâcid 249. Ayrıca bk. Nesâî, İmâmet 42; İbni Mâce, Mesâcid 16)

İbni Ömer radıyallahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "İslam beş temel üzerine bina kılınmıştır: Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Resulü olduğuna şahitlik etmek. Namazı dosdoğru kılmak, zekâtı hakkıyla vermek, Allah'ın evi Kâbe'yi haccetmek ve Ramazan orucunu tutmak."
(Buhârî, Îmân 1, 2, Tefsîru sûre(2) 30; Müslim, Îmân 19-22. Ayrıca bk. Tirmizî, Îmân 3; Nesâî, Îmân 13)

Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittiğini söyledi: "Ne dersiniz? Birinizin kapısının önünde bir nehir olsa da, o kimse her gün bu nehirde beş defa yıkansa, kirinden bir şey kalır mı?" Sahâbîler: O kimsenin kirinden hiçbir şey kalmaz, dediler. Resûl-i Ekrem: "Beş vakit namaz işte bunun gibidir. Allah beş vakit namazla günahları silip yok eder" buyurdular.
(Buhârî, Mevâkît 6; Müslim, Mesâcid 283. Ayrıca bk. Tirmizî, Emsâl 5; Nesâî, Salât 7; İbni Mâce, İkâmet 193)

Câbir radıyallahu anh şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i: "Gerçekten kişi ile şirk ve küfür arasında namazı terketmek vardır" buyururken işittim.
(Müslim, Îmân 134. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Sünnet 15; Tirmizî, Îmân 9; İbni Mâce, İkâmet 17)

Ebû Hüreyre radıyallahu anh şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i: "Şüphesiz ki benim ümmetim, kıyamet gününde, abdest izlerinden dolayı yüzleri nurlu, elleri ve ayakları parlak olarak çağırılacaktır. Yüzünün nûrunu artırmaya gücü yeten kimse bunu yapsın" buyururken işittim.
(Buhârî, Vudû' 3; Müslim, Tahâret 35)

Ebû Hüreyre radıyallahu anh şöyle dedi: Ben dostum sallallahu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: "Mü'minin nuru ve beyazlığı, abdest suyunun ulaştığı yere kadar varır."
(Müslim, Tahâret 40. Ayrıca bk. Nesâî, Tahâret 109) |
|
| |
Ebu Hüreyre
Hz. Peygamber (sav) "Ey Allah`ın Resulü, kıyamet günü senin şefaatinle en ziyade saadete erecek olan kimdir?" diye sormuştum. Bana: "Hadis`e karşı sende olan aşkı görünce, bu hususta senden önce bana bir başkasının sualde bulunmayacağını tahmin etmiştim" açıklamasını yaptıktan sonra şu cevabı verdi: "Kıyamet günü benim şefaatimle en ziyade saadete erecek olan kimse, samimi olarak ve içinden gelerek "La ilahe illallah" diyen kimsedir
Süheyb İbnu Sinan
Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdular: "Mü`min kişinin durumu ne kadar şaşırtıcıdır! Zira her işi onun için bir hayırdır. Bu durum, sadece mü`mine hastır, başkasına değil: Ona memnun olacağı birşey gelse şükreder, bu ise hayırdır; bir zarar gelse sabreder, bu da hayırdır".
Cabir İbnu Abdullah el-Ensari
Hz.Peygamber (sav) buyurdular ki: "İki şey vardır gerekli kılıcıdır!" Bir zat: Ey Allah`ın Rasulü! Gerekli kılan bu iki şeyden maksad nedir? diye sordu: Hz. Peygamber (sav): "Kim Allah`a herhangi bir şeyi ortak kılmış olarak ölürse bu kimse ateşe girecektir. Kim de Allah`a hiçbir şeyi ortak kılmadan ölürse o da cennete girecektir" cevabını verdi"
Ebu Zerr (Cündeb ibnu Cünade el-Gıfari)
Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki: "Bana Cebrail aleyhisselam gelerek "Ümmetinden kim Allah`a herhangi bir şeyi ortak kılmadan (şirk koşmadan) ölürse cennete girer" müjdesini verdi" dedi. Ben (hayretle) "zina ve hırsızlık yapsa da mı?" diye sordum. "Hırsızlık da etse, zina da yapsa" cevabını verdi. Ben tekrar: "Yani hırsızlık ve zina yapsa da ha!" dedim. "Evet", dedi, "hırsızlık da etse, zina da yapsa!" Hz. Peygamber (sav) dördüncü kerresinde ilave etti :"Ebu Zerr patlasa da cennete girecektir."
Muaz ibnu Cebel el-Ensari
Hz. Peygamber (sav) buyurdular ki: "Kimin (hayatta söylediği) en son sözü La ilahe illallah olursa cennete gider"
Ebu Sa`id ibnu Malik
Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdular: "Bir kul İslam`a girer ve bunda samimi olursa, daha önce yaptığı bütün hayırları Allah, lehine yazar, işlemiş olduğu bütün (erleri de affeder. Müslüman olduktan sonra yaptıkları da şu şekilde muamele görür: Yaptığı her hayır için en az on misli olmak üzere yediyüz misline kadar sevap yazılır. İşlediği her bir şer için de, -Allah affetmediği takdirde- bir günah yazılır."
Ubade İbnus-Samit el-Ensari
Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdular: "Kim Allah`tan başka ilah olmadığına Allah`ın bir ve şeriksiz olduğuna ve Muhammed`in onun kulu ve Resulü (elçisi) olduğuna, keza Hz. İsa`nın da Allah`ın kulu ve elçisi olup, Hz. Meryem`e attığı bir kelimesi ve kendinden bir ruh olduğuna, keza cennet ve cehennemin hak olduğuna şehadet ederse, her ne amel üzere olursa olsun Allah onu cennetine koyacaktır."
Vehb İbnu Münebbih
Hz. Peygamber (sav)`a "La ilahe illallah cennetin anahtarı değil mi?" dendi de: "Evet, öyledir ama dişsiz anahtar olur mu? Dişleri olan anahtarın varsa kapın açılır, yoksa kapalı kalır, açılmaz" cevabını verdi.

İmanın ve İslam'ın şartları
|
|
Sual: Her müslümanın bilmesi gereken zaruri iman bilgilerini kısaca bildirir misiniz? CEVAP Zaruri gereken iman bilgisi, imanın ve İslam’ın şartlarıdır. Kısaca aşağıda bildiriyoruz. Geniş olarak Amentü’nün esasları kısmında bilgi var.
İmanın şartları şunlardır:
1- Allah’a inanmak Allahü teâlâ, vacib-ül-vücud [varlığı lazım olan] ve hakiki mabud ve bütün varlıkların yaratıcısıdır. Ondan başka ilah yoktur. Allahü teâlâ zamandan, mekandan münezzehtir. Hiçbir şeye benzemez.
Allahü teâlânın, sıfat-ı zatiyyesi altıdır: Vücud, Kıdem, Beka, Vahdaniyyet, Muhalefet-ün lil-havadis, Kıyam bi-nefsihi.
[Vücud var olmak, Kıdem varlığının öncesi olmamak, Beka varlığı sonsuz olmak, hiç yok olmamak, Vahdaniyyet ortağı, benzeri olmamak, Muhalefet-ün lil-havadis hiçbir şeyinde, hiçbir mahluka, hiçbir bakımdan benzememek, Kıyam bi-nefsihi varlığı kendinden olmak, hep var olması için, hiçbir şeye muhtaç olmamaktır.]
Sıfat-ı sübutiyyesi de sekizdir: Hayat, İlm, Sem, Basar, Kudret, İrade, Kelam, Tekvin. [Hayat diri olmak, ilm bilmek, sem işitmek, basar görmek, kudret gücü yetmek, irade isteme, kelam söylemek, tekvin yaratmaktır.] Bu sıfatları da kadimdir.
2- Meleklere inanmak Melekler, hayat sahibi, diri, nurani yaratıklar olup, akıl sahibidir. Allahü tâlânın sevgili ve kıymetli kullarıdır, ortakları ve kızları değildir. Allahü teâlânın emirlerine itaat ederler, isyan etmezler. Günah işlemezler. Kendilerine verilen emirleri yapmaktan başka işleri yoktur. Erkek ve dişi değildir. Evlenmezler, doğurmazlar, çoğalmazlar, çocukları olmaz, yiyip içmezler. Meleklerin kanatları var, ama, nasıl olduğunu bilemeyiz.
Her insanın bütün işlerini yazan meleklere, Kiramen katibin denir. Sual meleklerine Münker ve Nekir denir. Meleklerin en üstünleri şunlardır: Cebrail, İsrafil, Mikail, Azrail.
3- Kitaplara inanmak Allahü teâlânın gönderdiği kitaplar çoktur. Din kitaplarımızda bildirilen ise, 104 kitaptır. Bunlardan 100’ü küçük kitaptır. Bu küçük kitaplara suhuf denir.
100 suhuf şu Peygamberlere inmiştir:
10 suhufu, Âdem aleyhisselama, 50 suhufu, Şit aleyhisselama, 30 suhufu, İdris aleyhisselama, 10 suhufu, İbrahim aleyhisselama.
Dört büyük kitap ise şu Peygamberlere inmiştir: Tevrat, Musa aleyhisselama, Zebur, Davud aleyhisselama, İncil, İsa aleyhisselama, Kur'an-ı kerim, Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselama.
Kur'an-ı kerim, bütün ilahi kitapların hükümlerini nesh etmiş, yani yürürlükten kaldırmış ve bu hükümleri kendisinde toplamıştır. Bugün, bütün insanların Kur'an-ı kerimin emrine uymaları lazımdır. Kur’an-ı kerimde de (Resulüme uyun) buyuruluyor. Şu halde, hadis-i şeriflere de uymak gerekir. Şimdi, hiçbir memlekette, hakiki Tevrat ve İncil yoktur. Bozulmuş İnciller vardır. Bu kitaplar sonradan tahrif edilmiş, yani insanlar tarafından değiştirilmiştir. Bozulmamış olsaydı bile, geçerliliği yoktu, hepsi Allahü teâlâ tarafından nesh edilmiş yani yürürlükten kaldırılmıştır.
Kur'an-ı kerimin gelmesi âyet âyet olmuş ve 23 senede tamamlanmıştır. Kur'an-ı kerim, kıyamete kadar geçerlidir. Geçersiz olmaktan ve insanların değiştirmelerinden korunmuştur. Kur'an-ı kerimde eksiklik veya fazlalık olduğuna inanan, Allahü teâlâya inanmamış olur. Âyet-i kerimelerde mealen buyuruluyor ki: (Kur’anı biz indirdik, elbette yine onu biz koruyacağız.) [Hicr 9]
(Kur’an, eşi benzeri olmayan bir kitaptır. Ona önünden, ardından [hiçbir yönden, hiçbir şekilde] bâtıl gelemez [hiçbir ilave ve çıkarma yapılamaz. Çünkü] O, kâinatın hamd ettiği hüküm ve hikmet sahibi Allah tarafından indirilmiştir.) [Fussilet 41-42]
4- Peygamberlere inanmak Peygamberlerin ilki Âdem aleyhisselam ve sonuncusu, bizim Peygamberimiz Muhammed aleyhisselamdır. Bu ikisinin arasında, çok Peygamber gelmiş ve geçmiştir. Sayıları belli değildir. 124 binden çok oldukları meşhurdur.
Peygamberlere iman etmek, aralarında hiçbir fark görmeyerek, hepsinin Allahü teâlâ tarafından seçilmiş sadık, doğru sözlü olduklarına inanmak demektir. Onlardan birine inanmayan kimse, hiçbirine inanmamış olur.
Âdem aleyhisselamdan, son Peygamber Muhammed aleyhisselama kadar bütün Peygamberler, hep aynı imanı bildirmiş, ümmetlerinden aynı şeylere iman etmelerini istemişlerdir. Yahudiler, Musa aleyhisselama inanıp, İsa aleyhisselama ve Muhammed aleyhisselama inanmazlar. Hıristiyanlar, İsa aleyhisselama inanıp, Muhammed aleyhisselama inanmazlar. Müslümanlar ise, bütün Peygamberlere inanırlar yani kabul ederler.
Peygamberlerin sıfatları şunlardır: Emanet [emindir], Sıdk [her işi doğrudur, yalan söylemez], Tebliğ [Dini eksiksiz bildirir], Adalet [her işte hakkı gözetir], İsmet [günah işlemez], Fetanet [çok akıllı, anlayışlı, zeki], Emnül-azl [peygamberlikten azledilmez yani peygamberlik ellerinden alınmaz.]
Allahü teâlâ, ilk insan ve ilk Peygamber olan Âdem aleyhisselamdan beri, her bin senede din sahibi yeni bir Resul vasıtası ile, insanlara dinler göndermiştir. Bunlar aracılığı ile, insanların dünyada rahat ve huzur içinde yaşamaları ve ahirette de sonsuz saadete kavuşmaları yolunu bildirmiştir. Kendileri ile yeni bir din gönderilen Peygamberlere (Resul) denir. Resullerin büyüklerine (Ülülazm) Peygamberler denir. Bunlar, Âdem, Nuh, İbrahim, Musa, İsa ve Muhammed aleyhimüssalatü vesselamdır. Yeni bir din getirmeyip, insanları, daha önceki dine davet eden Peygambere Nebi denir.
Peygamber efendimizden sonra, hiç Peygamber gelmeyecektir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Muhammed [aleyhisselam], Allah’ın Resulü ve Peygamberlerin sonuncusudur.) [Ahzab 40]
5- Ahiret gününe inanmak Herkes öldükten sonra dirilecek, hesaptan sonra Cennet veya Cehenneme gidecektir. Cennet ve Cehennem şimdi vardır. İkisi de sonsuzdur. Müslümanlar Cennette ebedi, kâfirler de Cehennemde ebedi kalacaklardır.
Kıyametin ne zaman kopacağı bildirilmedi. Fakat, Peygamber efendimiz kıyametin birçok alametlerini ve başlangıçlarını haber verdi:
Hazret-i Mehdi gelecek, İsa aleyhisselam gökten inecek, Deccal çıkacak. Yecüc Mecüc denilen kimseler her yeri karıştıracak. Güneş batıdan doğacak. Büyük depremler olacak. Din bilgileri unutulacak, kötülük çoğalacaktır.
6- Kadere, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmak İnsanlara gelen hayır ve şer, fayda ve zararın hepsi, Allahü teâlânın takdir etmesi iledir. Kader, Allahü teâlânın ezeli ilmi ile, insanların ve diğer mahlukatın yapacağı işleri bilmesi ve dilemesidir. Bunun yaratılmasına kaza, ikisine birden kaza ve kader denir.
Her şeyi ve insanların iyi, kötü her işini Allahü teâlâ yaratıyor ise de, insanlara İrade-i cüziyye vermiştir. İnsan, irade-i cüziyyesini kullanarak iyilik yaratılmasını isterse sevap, kötülük yaratılmasını isterse günah kazanır. İnsan günah işlerse cezasını, sevap işlerse mükafatını görür. Yani Allahü teâlâ hiç kimseye zorla günah işletmez.

İslam’ın Şartları
1- Kelime-i şehadet getirmek [Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü] demek. Manası şudur: (Ben şehadet ederim ki, [Yani görmüş gibi bilirim ve bildiririm ki] Allah’tan başka ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed aleyhisselam Onun kulu ve resulüdür.) [Resulullaha inanmak demek, Onun bildirdiklerinin tamamını kabul etmek, inanmak ve hepsini beğenmek demektir.]
2- Namaz kılmak Akıl baliğ olmuş yani ergenliğe girmiş akıllı her müslümana günde beş vakit namaz kılmak çok önemli bir farzdır. Namaz dinin direğidir. Namaz kılmamak en büyük günahlardan biridir. Kılmayanın imanla ölmesi çok zordur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Namaz kılan kıyamette kurtulur, kılmayan perişan olur.) [Taberani]
3- Zekat vermek Nisap miktarı yani borçlarını düştükten sonra alacaklarıyla beraber elinde 96 gram değerde, para veya ticaret malı olanın kırkta birini zekat vermesi farzdır. Meyve ve tarla mahsulünün de onda birini fakire vermek farzdır. Bu onda bir zekata da uşur denir. (Zekat vermeyene Allahü teâlâ lanet eder.) [Nesai]
4- Oruç tutmak Ramazan ayında, bir ay oruç tutmak farzdır. Tutmamak büyük günahtır.
5- Hac etmek Mekke-i mükerreme şehrine gidip gelinceye kadar, geride bıraktığı çoluk-çocuğunu geçindirmeye yetişecek maldan fazla kalan para ile oraya gidip gelebilecek kimsenin, ömründe bir kere, Kâbe-i şerifi tavaf etmesi ve Arafat’ta durması farzdır.
BEŞİK İLE KABİR ARASI
Her insan bu dünya aleminde bir yolcudur. İnanan da, inanmayan da, mümin de, kafir de, münafık da bu yolculuk üzerine bir hayat sürmektedir. Dünya yolculuğunun ilk durağı beşik, son durağı ise kabirdir. Beşikten mezara doğru hızlı bir yolculuk yapılmaktadır. Kabir durağının sonunda ise ebedi olarak kalınacak bir menzil vardır. O daimi durak ya cennet, yahutta cehennemdir. Ebedi durağımızın cennet olması için bu yolculuktaki durumumuzu, kulluğumuzu ve İslami kimliğimizi sürekli şekilde kontrol altında bulundurmamız lazımdır.
Hayatımızın bir kısmını ibadetle, diğer bir kısmını isyanla geçirmek veya ömür hazinesini çifte standartla, ikilemli bir yaşantıyla heba etmek; manevi zararların ve iflasın en büyüğüdür. Bir yürekte birbirine zıt ve ters iki ayrı anlayış ve yaşayış uyum sağlayamaz, barışık olamaz. İmanın karargahı olan kalbi isyan ve küfürle doldurmak hiçbir müslümana yaraşmaz. Tevhidi bir inanca sahip olan müslüman kalbini isyandan ve küfürden koruma hususunda gerekli olan hassasiyeti göstermesi ve bu hassasiyeti kabire varıncaya kadar devam ettirmesi icabeder. Ebedi hayat olan cennet yurduna vasıl olmanın yolundan ayrılmamak, başka yollara sapmamak lazımdır.
Geçici olan dünya hayatının debdebesine kapılmak, makam, mevki ve maddiyat için İslami emirlerden uzaklaşmak, haramlarla içli dışlı bir hale gelmek, Allaha kul, ahir zaman Nebisine ümmet olmanın şan ve şerefini ihlal etmek hiçbir kabir yolcusuna, hiç bir iman ehline yaraşmaz. Bu hakikati ferdan ferda her müslümanın çok iyi düşünmesi ve ona göre hareket etmesi gerekir.
Dünyanın amel ve ibadet mahalli, ahiretin ise hesap yeri olduğu hiçbir zaman unutulmamalıdır. Ahiret aleminde amel ve ibadet yoktur. Orada ancak dünyada yapılan her türlü hayır ve şerre taalluk eden hesaplar görülür. Kabir adı verilen o daracık toprak eve varmadan, oranın misafiri olmadan önce dünya hayatının kadir ve kıymetini iyi bilmek ve mutlaka gelecek olan hesap gününe çok iyi ve şuurlu bir şekilde hazırlanmak lazımdır. Akıllı ve inançlı insanlar dünya, hayatında, ahiret hayatını kazanmaya ciddi şekilde çalışır ve gayret eder.
En acımasız ve en gaddar şekilde görevini ifa etmekte olan küfür ile zulmün temelinde Kurana, İslama ve müslümanlara düşmanlık yatmaktadır. Kabir ve hesap alemini düşünen, daha doğrusu bunları düşünmekle yükümlü ve vazifeli olan her müslüman konumu ne olursa olsun İslami yaşantısında kusur etmemeye özen göstermelidir. Ya cennet bahçelerinden bir bahçe, yahutta cehennem çukurlarından bir çukur olan kabrin; bir ravza, bir gül bahçesi veya bir cennet bahçesi olabilmesi, insanın dünyada çalışmasına, İslami bir hayat sürmesine ve tevhid inancı üzere yaşamasına bağlıdır..
Her müslüman İslami yaşantıyı kamil bir manada tatbik ederek ebedi hayatın şerefli bir yolcusu olmaya çalışmalıdır. Bu gayret ve bu faaliyet üzere ebedi hayatın ilk durağı olan kabre varmak her iman ehlinin, her müslümanın değişmez ve şaşmaz şiarı olmalıdır.
Beşikle başlayıp ölümle noktalanan dünya hayatında müslümanlar Peygamber (s.a.v.) Efendimizin buyurmuş oldukları: İnsanlardan öyleleri vardır ki; onlar hayırlı işler için anahtar ve şer işlere karşı sürgü gibidirler. Diğer bir kısım insanlar da vardır ki onlar (bilakis) şer işler için anahtar ve hayır işlere karşı sürgü gibidirler. Ne mutlu o kimseye ki, Allah Teala hayırlı işlerin anahtarlarını onun ellerine vermiştir. Ve yazıklar olsun o kimselere ki Allah Teala şer işlerin anahtarlarını onların ellerine vermiştir. (İbni Mace, Sünen 1/403 H.No:237)
Bu Hadisi Şerif müslümanları hayır işlerde motor ve anahtar, şer işlerde ise sürgü ve firen olmaya davet ediyor. Kendimizi bir hesaba çekelim, bakalım bu peygamber sözünün hangisini üzerimizde görmekte, yaşamakta ve tatbik etmekteyiz. Dünya hayatımız hayır işlere anahtar olmakla mı, yoksa şer işlere anahtar olmakla mı noktalanacak? Böylesine geniş kapsamlı bir sorunun muhasebesi içinde geçen bir hayat; özlenen ve arzu edilen İslami bir hayat olur.
Kainat kitabı olan Kuranı Kerimi yanlış okuyup yanlış anlamak ve hayatımıza yanlış tatbik etmemek lazımdır. Kainatın ve mükevvenatın sahibi olan Allah (c.c.)'ın eseri olan Kurana dört elle sarılmak, onun emir ve yasaklarını tam olarak hayatımıza tatbik etmek yegane kurtuluş ve necat vesilesidir. Ancak bu yol insanı felaha ve selamete götürür.
İnsanın beşikte geçen zamanı ile bebeklik yılları bir rüya alemi gibi unutulup gitmiştir. Çocukluk çağı ise oyun ve oyuncaklarla gerilerde kalmıştır. İslami manada her hangi bir sorumluluğu olmayan bebeklik ve çocukluk yıllarının hemen arkasından delikanlılık ve gençlik adı verilen insanın en güçlü ve en hareketli çağı gelir. Hatta buluğdan itibaren başlayan mesuliyet duygusu ve sorumluluk hali ile aranız nasıl sevgili gençler? Dinimizin üzerinize yüklemiş olduğu yükleri benimsiyor mu, yoksa silkip atıyor musunuz? Günlerin, ayların ve yılların nasıl ihtiyarlığa ve nasıl kabire yaklaştırdığını düşünmek, tefekküretmek insanı Allaha yaklaştırır, ilahi emirleri yapıp, haramlardan uzak kalmaya alıştırır.
Beşikle kabir arasında geçen kısa dünya hayatı her insan için bir imtihan mahallidir. Ebedi hayatının rahat ve huzur içinde geçmesini isteyen insan önce tevhide inanmalı ve her halükarda onun gereklerini harfiyen yerine getirmelidir. Kabrinin cennet bahçesi olmasını arzu edenler, necat, felah ve kurtuluş isteyenler İslami bir yaşantıyı benimsemelidir. Gerisi lafı güzaftır..

NAMAZI DOĞRU KILMAK
Resulullah (s.a.v.) Efendimiz, bir gün mescitte ashabıyla birlikte otururken, İslam ı yeni öğrenmiş bedevi bir zat girdi. Rüku ve secdesini tam yapmadığı bir namaz kıldı. Sonra huzura gelerek selam verdi. Resulullah Efendimiz selamını aldı ve. - Dön namazını tekrar kıl, buyurdu. O zat dönerek, önceki kıldığı gibi namazını tekrar kıldı. Resul-i Zişan (s.a.v.), - Dön tekrar kıl; çünkü sen, namaz kılmış olmadın!, buyurdu. Bu hal üç defa tekerrür edince o zat: - Ya Resulullah! Seni hak ile gönderen Allah a yemin olsun ki, ancak bu kadar biliyorum, doğrusunu bana öğretirmisin? dedi. Bunun üzerine Efendimi z (s.a.v.): - Namaz kılmak isteyince güzelce abdest al, kıbleye dön, iftitah tekbirini al, kolayına geldiği kadar Kur'an oku, sonra rükua varıp sukunet buluncaya kadar dur. Sonra başın büsbütün doğruluncaya kadar ayakta kal, sonra secdeye varıp mutmain oluncaya kadar dur, başını kaldırıp hareketsiz kalıncaya kadar otur. Bunları bütün namazlarda böylece yaparsan namazın tam olur, bundan neyi eksiltirsen namazı eksiltmiş olursun, buyurdu.
HADİSLERLE GERÇEKLER
KEMAL-İ İSLAM ÇAĞRISI
Allah Teala buyuruyor: “De ki; dininizi Allah'a mı öğretmeye kalkışıyorsunuz? Halbuki Allah göklerde ve yerde ne varsa hepsine vakıftır. Allah herşeyi hakkıyla bilir. (El- Hucurat, 49,16).
“Ey iman edenler, Allah'a, Allah'ın peygamberine, peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba inanmakta sebat gösterin. Kim Allah'ı, meleklerini, peygamberlerini ve ahiret gününü inkar ederse şüphesiz derin bir sapıklığa sapmış gitmiştir: (En- Nisa 4,136.)
Bir bu kadarını daha zikredebileceğimiz yukarıdaki nasslar, mü'minlerin dine karşı takınmaları gerekli tavrı ve onların imanlarında aranan bütünlüğü ve tamlığı belirlemekte; islamın iman temeline dayalı tam bir inkıyad yada teslimiyet ile yaşanabileceğini göstermektedir.
Yani bu ayetler, kemal-i İslam çağrısıdır. Gerçek kurtuluş tam teslimiyettedir. Gerçek hürriyet yalnızca Allah'a kulluktadır. Müslüman kafasına göre müslüman değil, İslam’a göre müslüman olmak durumundadır.
HAYAT
El-Bera İbni Azib (ra)'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: uhud Harbinde Resulullah (sav)'e yüzü demir zırh ile kaplı bir kişi geldi ve
-Ya Resulullah, hemen harb edeyim de sonra mı müslüman olayım? diye sordu. Resulullah (sav):
- Önce müslüman ol, sonra savaş! buyurdu.
Adam müslüman oldu, savaştı, sonunda şehit düştü.
Bunun üzerine Hz. Peygamber;
- “Az çalıştı, çok kazandı” buyurdu.
Bu Hadis-i Şerifte en çarpıcı tablo, Uhud savaşında, sıkıntılı anlar yaşadığı hengâmda Peygamber Efendimiz (sav)'in harbe hazır birisine “Önce İslam!” fıkrini telkin etmesidir. Demek oluyor ki, İslam’ın mü'minlere kazandırmak istediği dünya görüşü ve öncelik fikri, her hal ü karda “önce İslam” eksenlidir.
Diğer bir nokta da, bir rekat namaz kılmadan, abdest almadan, bir defa dahi secde etmeden cennete giren müslümanın gıpta uyandıran bu hali için Hz. Peygamber(sav), “az çalıştı, çok kazandı” buyurmaktadır.
İslam dünyası yeniden “önce İslam” fikrini yeniden elde ettiği gün az iş yapmış olsa da, çok kazanmış olacaktır.
MÜSLÜMANA ÖNCELİK VERMEK
Aziz b. Amr (ra)'dan nakledildiğine göre, Resulullah(sav) şöyle buyurmuştur: “Îslam yücedir, onun önüne geçilmez.”
Bu hadis'in vürud sebebi şöyledir.
Mekke fethinden önceki akşam Ebu Süfyan ile birlikte Aziz b. Amr, Hz. Peygambere (sav) giderler. Bazı sahabeler Hz. Peygambere:
- “Bunlar Aziz b. Amr ve Ebu Süfyan'dır. İslam, (İslam olmayandan) daha izzetlidir. Îslam yücedir, onun önüne geçilmez!” buyurdu. Bu konunun anlaşılması için Aziz b. Amr'ı tanımak gerekir. Aziz b. Amr, hicretin 6. yılında müslüman olmuş, Rıdvan Beyatında bulunmuştu. Bu olay gerçekleştiğinde Aziz müslümandı. Bazı sahabeler sosyal durumu düşünerek, müşrik olmasına rağmen Ebu Süfyan'ın ismini önce söylemişlerdi. Peygamber (sav) Efendimiz bunu düzeltti. İslamın yüce olduğunu, öncelik hakkına sahip olduğunu öğretti.
Hadisimiz takdimde, tercihte, protokolde, hiyerarşide islamı ve müslümanı daima önde ve ileride tutmak lazım geldiğini, müslümanı müslüman olmayanlardan sonra anmak gibi bir hataya düşmemek gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.
İSLAM KİMLİĞİ
Ebu Hureyre (ra) dan rivayet edildiğine göre, Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: Hiç şüphesiz Allah, sizin üç şeyi yapmanızdan hoşnut olur; üç şeyi işlemenize de gazab eder: Hiç bir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca kendisine kulluk etmeniz, topluca Allah’ın ipine sımsıkı sarılmanız, Allah’ın, yönetiminizi uhdesine tevdi ettiği kişiler hakkında samimi ve hayırhah davranmanızdan hoşnud olur (ve bunların yapılmasını size emreder.)
Dedi-kodu, mal zayii ve çok sual sormaktan hoşlanmaz (ve bunların yapılmasından sizi nehyeder.)
DİN - DÜNYA AYRILMAZLIĞI
Ebu Hureyre (ra)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (sav)şöyle buyurmuştur: “Îman yetmiş (veya altmış) küsur şu'be (haslet) dir. En yükseği “Allah’tan başka ilah yoktur.” demek; en aşağısı ise yoldan, eziyet veren şeyleri gidermektir. utanmak da, imanın bir şu'besi (birimi) dir.
Dinin aslı iman, imanın aslı da kalpteki tasdik yani kabuldür, “Tasdik” ten ibaret olan iman, nicelik ve nitelik olarak İslam bilginleri tarafından asırlar boyu ayet ve hadisler esas alınmak suretiyle enine boyuna tartışılmıştır.
Hadisimizdeki şube kelimesi, dal, haslet, ünite, birim, demektir. İmanın şu'beleri de imanın dalları hasletleri demektir. Îmanın asıl yapısı kalp ile tasdiktir, onun uzantıları, dalları da olduğu anlaşılmaktadır.
İSLAM HİDAYETİ
Abdullah b. Mesud (ra)'dan nakledildiğine göre Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Prensib ve pratik olarak din (ilmini) öğreniniz, insanlara öğretiniz. Feraiz (ilmini) öğreniniz, halka öğretiniz. Kur'an'ı öğreniniz, halka öğretiniz. Çünkü ben ölümlü bir insanım. İlim de ortadan kaldırılacaktır, (büyük) fitneler zuhur edecektir. O kadar ki, bir feraize (kesin hüküm) hakkında ihtilaf eden iki müslüman, davalarını halledecek bir tek kişi bile bulamayacaklardır.
Bu hadisin senedine yönelik bazı tenkitler söz konusu olmakla beraber bir çok sahabi tarafından rivayet edilmiştir. Bu hadis yaygın bilgilendirmeyi ve bilgilenmeyi teşvik etmekte, aksi halde yaygın ölçüde cehaletin baş göstereceğine dikkati çekmektedir. Yine, eğitim-öğretimin durdurulacağına, özellikle din eğitiminin sekteye uğratılacağına ve dini bilen alimlerin kalmayacağı dönemlere işaret etmektedir. Din ancak şu üç hususun yerine getirilmesiyle korunabilir.
* Yaşamak,
*Kurum ve kuruluşlarını kurmak, kurdurmak,
*Eğitim-öğretimini yapmak, yaptırmak
İSLAMI GÜZEL YAŞAMAK
Ebu Hureyre'den (ra), rivayet edildiğine göre Nebi (sav) şöyle buyurmuştur: “Îçinizden, müslümanlığını (ihlas üzere yaşayıp) güzelleştirenin işlediği her iyilik, on mislinden yediyüze kadar katlanmış olarak yazılır. İşlediği her kötülük de sadece misli ile yazılır. Allah’a kavuştuğu zamana kadar bu böyledir.”
İslam'ı yaşamadaki güzellik, hiç şüphesiz, her şeyden önce gönül dürüstlüğü, niyet bütünlüğü, ihlas ve samimiyetle ilgilidir. Bu sebeple Hz. Peygamber “İhsan'ı” “Allah'a onu görüyormuşçasına”, değilse “O'nun gördüğü şuuru içinde kulluk etmek”diye tarif buyurmuştur. İslam'ı güzel yaşamak için onu samimiyetle benimsemiş olmanın yanında, doğru anlamış olmak da lazımdır. Yanlış veya eksik bir bilgi ve anlayış üzerine tam ve mükemmel bir hayat bina etmek· mümkün değildir. Hadisimiz, “iyilik işleyene on katı iyilik” ölçüsünün, İslam'ı ihlas üzere güzel, tertemiz yaşamaya niyet ve gayret edenler için yediyüz katına kadar arttırılarak uygulanacağını bildirmektedir. Bu, müslümanlıkta “İhsan”a ulaşma gayretlerine getirilen teşviktir.
KULLUKTA BÜYÜME MUTLULUĞU
Ebu Hureyre'den (ra) rivayet edildiğine göre Resulullah (sav)şöyle buyurmuştur: “Başka bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde Allah Teala, yedi (sınıf insanı (arş'ının) gölgesinde barındıracaktır: Adil devlet reisi. Rabbına kulluk ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç..Gençlik yıllarında kulluk görevini dikkatle yerine getiren, yani Allaha ibadetle büyüyen, yasaklardan uzak kalmak suretiyle bu güzel çizgisini daha da güzelleştiren genç, tam bir tercih kahramanıdır. Gençlik, harçlık, boşluk, üçlüsünün oluşturduğu tehlike ortamını Allaha kulluk şuur ve uygulamasıyla aşmayı başaran genç parlak bir geleceğe yönelmiş demektir.
GÜNÜ İSLAM İLE YAŞAMAK
Ebu Malik Haris b. Asım El-Eş'ari'den (ra) rivayet edildiğine göre Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Her insan (her gün) sabah kalkıp (pazara çıkar), nefsini satışa arzeder. Kimi onu azad, kimi de helak eder.” Dünyada zaman gün denilen yirmidört saatlik kesitler halinde yaşanmakta ve değerlendirilmektedir. Bu günler aynı zamanda bizim ömrümüzün kesitleridir. Gerçekten her yeni gün herkes için yeni bir pazardır. Bu pazarda aslında ahiret ve dünya alınıp satılmaktadır. Bize göre insan ahiretini dünyada kazanır. Bunun için dünya hayatı iyi değerlendirilmelidir.
DOĞRU VE GÜZEL ANLATIM
Ebü'd-Derya'dan (ra) şöyle rivayet edilmiştir: “Resulullah bize hitabetti ve şöyle buyurdu. Bizden bir hadis işitip belledikten sonra işittiği gibi başkasına ulaştıranın Allah yüzünü ağartsın” İslamın güzel ve doğru bir şekilde anlatılması gerekir. Bu durum eğitimden geçmektedir. Eğitilmişlik, ilim ve üslup meselesidir.
Tebliğ yapılırken ne duyulmuşsa onu aktarmak gerekir. Hadislerin aktarılmasında daha da dikkat etmemiz gerekir.
EĞİTÎMDE MABED MEKTEB BERABERLİĞİ
Ebu Hureyre (ra) demiştir ki: “Resulullah (sav)'i şöyle buyururken dinledim”: “Öğreneceği veya öğreteceği bir hayr (ilim ve amel) için benim şu mescidime gelen, Allah yolunda cihad eden mücahid hükmündedir. Bunun dışında bir şey için gelen ise, başkasına ait eşyaya bakıp duran kişi (seyirci) durumundadır.” Peygamber, insanlığın ilk öğretmenleridir. Onların eğitim ve öğretimleri de dinidir. Vahyi anlatan peygamberler aynı zamanda ümmetlerine belli bir “hayat görüşü”nü de öğretiyorlar. Yani pratik bir din eğitimi veriyorlar. Bu yönüyle din eğitimi, gerekli ve faydalıdır. Peygamber Efendimiz (sav) bu eğitimi mescidde geniş kitlelere yapıyordu. Bu yaygın ve başarılı eğitim ve öğretim sayesinde kısa zamanda bedevi Arap toplumu, İslam medeniyetinin çekirdeğini oluşturacak bir millet olmuştur. Medeniyetler iyi eğitilmiş insan gücünün eseridirler. Eğitim ve öğretimi dinden tecrit etmek anarşi ve sapmalara yol açar. Bunun hiç bir topluma faydası yoktur.
ÜMMETÎN SINAVI
Ka'b b. İyad (ra) demiştir ki; Ben Resulullahı (sav) şöyle buyururken duydum. “Her ümmetin bir büyük fitnesi (imtihan vesilesi) vardır. Benim ümmetimin baş fitnesi (sıkıntı sebebi) de maldır. (Ekonomik değerlerdir.)
Bu Hadis-i Şerifte Efendimiz, ümmeti için yokluktan çok varlığın, yani ekonomik değerlerin en büyük sıkıntı odağını oluşturacağına dikkat çekmektedir. Böylece ümmet hayatında en hassas noktayı da belirlemiş olmaktadır. Burada malın varlığı kadar yokluğunun da fitne olduğu akla geliyor ancak asıl vurgulanmak istenen malın çokluğu ile İslamdan uzaklaşmaktır. Mal, “İmtihan vesilesi” “Dünya hayatının süsüdür:' Malın ve servetin harcanmasında titizlikle hareket etmek gerekir.
KALBİMÎZÎ KAYDIRMA
Ümmü Seleme (rah) validemizden nakledildiğine göre Peygamber (sav) Efendimiz şöyle dua ederdi: “Ey kalpleri halden hale değiştiren (Allahım), benim kalbimi dinin üzere sabit kıl !”Hz. Peygamberin en çok yaptığı bir dua olarak hadisimiz en temel meselede hem bilgi, hem de Allahu Teâlâ’dan ne isteneceğine dair misal vermektedir.
Allah Teala'nın irade ve hükmüne karşı çıkacak hiç bir varlık söz konusu olamaz. İman ise, insan kalbinin en temel işi ve sahibinin bütün hareketlerini etkileyen gücüdür. Böyle olunca kalbin hak din üzere sabit olması, mü'minin iman çizgisinde devamının tek şartı ve imkânıdır. Her türlü olumsuzluk kalpteki yanlış kabullerin yada inkarın sonucudur.
Müslümanlığın esası ve vazgeçilmez rüknü kalbi istikamet ve tatmindir. Karmaşık dünyamızda müslümanlığımız ve tabii ahirette mutluluğumuz buna bağlıdır. O halde duamız da hep aynı olmalıdır.
“Ey kalpleri halden hale (renkten renge, şekilden şekile) çeviren Allahım, bizim kalbimizi dinin üzere sabit kıl !”
KAYNAK: İ. Lütfi ÇAKAN
VAKTİ EN İYİ DEĞERLENDİRME ESASLARI
(İSLAMDA ZAMAN TANZİMİ)
“İki şey vardır, insanların çoğu onun değerini bilmezler: Sıhhat ve boş vakit” (Hadis-i Şerif)
KUR'AN'DA ZAMAN
Kuran-ı Kerim üzerinde dikkatleri canlı tutmak için zamanı hatırlatan tabirleri sıkça kullanır. Her çeşit farz, vacip ve nafile namazlar zaman tanzimine de yönelik gayeler taşımaktadır. Bu açıdan, din, amirlerin büyük çoğunluğuyla, insana zamanı azami ölçüde değerlendirmeyi öğretmektedir. Hatta asıl gaye budur denilebilir
Kur'an'ın Zamanı İfade Şekli:
“Zaman” lugat açısından “uzun veya kısa vakit” anlamına gelir. Kur'an, zaman yerine daha çok vakit kelimesini tercih eder ve kullanır. Bu kelime lugat yönüyle “bir iş için belirlenen zamanın nihayeti”demektir. Kur'an-ı Kerim'de zamanla alakalı gün, hafta, yıl, asır, vakit, saat kelimeleri bir ferd için hangisi daha önemli ise önem miktarı kadar tekrar edilmiştir. Ferd için en ehemmiyetli gün olduğundan Kur'an'da en çok zikredilen “Yevm” yani “Gün” kelimesidir ki 475 defa zikredilmektedir. Kur'an-ı Kerim ilk sayfalarından itibaren, en son sayfalarına kadar, hiç fasıla vermeden, okuyucusuna zaman mefhumunu hatırlatmaktadır.
Farz namazların mühim gayelerinden biri, Müslüman kimseye, günlük zamanı taksim ve programlama alışkanlığı kazandırmaktadır. Kıyamu'l leyl (gece kalkışı)'e Kur'an-ı Kerim önem vermektedir. Büyük İslam medeniyetlerinin parlama dönemlerini hazırlayanların hayatında gece kalkışı önemli yer tutar. Kıyamu'l leyl Peygamber Efendimiz'e (SAV) farzdı fakat ümmetine nafiledir. Bu sünnet Kur'an-ı Kerim'in emridir.
ZAMANLA İLGİLİ TELAKKİ VE TEDBİRLER
Vicdani tedbirleri almaya telakki diyoruz. İnsanın yaşadığının şuuruna erebilmesi için, ömrünün her gününü aynı tarzda geçirmemelidir. Bazı aylar, bazı saatler diğerlerine nazaran farklı olmalıdır. Dinimizdeki mübarek aylar ve günlerle bu sağlanmaktadır. Bu farklı değerdeki aylar, günler sayesinde insanda hâsıl olabilecek monotonluk kırılmaktadır. Ahirete inanan, her gününden, her saatinden hesap vermenin endişesini vicdanının derinliklerinde duyan bir kimse için zaman değerlendirmede mühim bir telakki, ömrünü içinde bulunduğu gün bilmesidir. Birçok fenalıkların kaynağı tül-i emel denilen uzun yaşama vehmi kabul edilmiştir.
İslam dini günlük zamanı üç ana maksada uygun olarak programa bağlamamızı emreder;
1- İbadet
2- Rızkın Kazanılması
3- Hayatımızı murakabe ve tefekkür
PEYGAMBERİMİZİN HAYATINDA ZAMAN TANZİMİ
Peygamber Efendimiz (SAV) günlere göre haftalık, vakitlere göre günlük programlara tabi kılmıştır. Peygamber Efendimiz haftalık belli günlerde aynı işleri yapmaktadır. Günlük ise muvakkat işler ki bunlar önceden programlanmaksızın zuhur eden işlerdir. Bir heyetin kabulü, bir yabancının müracaatı , bir ihtiyacın zuhuru gibi. Bunlar imkan nisbetinde tanzime çalışılmıştır. Mutad işlerse aynı günlerde aynı vakitlerde yapılmaktadır. Her işe belli müddet vardır. O iş hergün aynı müddet içinde tamamlanmaktadır.
İSLAMDA TATİL VE İSTİRAHAT
Tatil kelimesi boş vakit anlamında kullanılacaktır. İslam tamamen boş geçirilecek bir vakit tanımaz. Kur'an-ı Kerim'de bize meşguliyetin değiştirilmesi suretiyle dinlenme elde edileceğine işaret edilmektedir. Buna bir nevi “çalışarak dinlenme” diyebiliriz. Müslümanlar, Yahudiler Hrıstiyanlar gibi tamamen “işsiz” geçirilecek bir haftalık tatil anlayışından uzak olmalıdır. Eğlencede şehvet duyma ve fitne çıkarma ihtimali halinde, nazarın haram olduğunda ittifak vardır.
“İslam boş zaman kabul etmez.” derken istirahatı reddeder manası çıkarılmamalıdır. Kur'an-ı Kerim'de en iyi dinlenmenin kişinin kendi evinde uyku ile olacağı beyan edilmiştir.
“Size geceyi örtü, uykuyu dinlenme (vasıtası), gündüzü de çalışma zamanı yapan Allah'tır.” (Furkan 25).
“Allah sizin için meskenlerinizi huzur ve sükun yeri kıldı.” (Nahl 16).
Yasak oyun ve eğlenceler; kumar oyunları, hayvanlarla oynamak, içkili, çalgılı, kadınlı eğlencelerdir. Bazı oyunların faydalılık yani cihada hazırlık yönü galebe çalar. Bu yüzden Hz Peygamber (SAV) onları ısrarla teşvik etmiştir. Bu gruba yüzme, atma, binme, koşma ve güreş girer.
Meşru eğlence fırsatları ise çeşitli merasimler, ziyafetler (sünnet, doğum, seferden dönüş, yeni meskene girme, musibetten kurtulma) ve düğünlerdir.
İSLAM ALİMLERİNDE ZAMAN ENDİŞESİ
İslam alimlerinin zaman konusundaki müşterek telakkileri şöyledir: “Geçmiş zaman elden çıkmıştır, gelecek ise henüz gaybdadır, öyleyse mevcut olan senin içinde bulunduğun şu andır.” İslam alimleri yemek zaman, insanlarla münasebet, her an meşguliyet, son nefese kadar gayret ilişkisine vermiştir. Yemek-zaman ilişkisini minimum azaltmak için, ufalayıp tirit şeklinde ekmek yemekle, normal ekmek yemek arasındaki farkı bile hesaplamışlardır. Davut et-Tai bu zamanda 50 ayet okunacak kadar fark olduğunu tespit etmiştir. İmam Ebu Yusuf ise son nefesine kadar ilmi meşguliyette bulunmuştur.
SONUÇ:
Herşey imanda düğümlenmektedir. Bu sebeple, dinimiz kuru iman ve tatbikatı olmayan ilme itibar etmemiştir. Tatbikatı olmayan ilme “faydasız ilim” demiştir. Gençliğin daha sağlıklı, daha verimli kılınması için zamanla ilgili bazı prensipler şunlardır.
1- Gençliğe zaman şuuru verilmelidir.
2- Yıllık, aylık, haftalık, günlük planlar yapma, bu planlara uyma.
3- Gecenin değerlendirilmesi ayrı bir mesele olarak ele alınmalı, uyku miktarı iyice öğretilmelidir.
4- Devlet, yaş safhalarına göre kazandırılması gereken telakki ve alışkanlıkları tesbit etmelidir.
5- Devlet ve ebeveyn gençlik devresi üzerinde dikkatle durmalı, problemleri tesbit edip ısrarla üzerine gitmelidir.
KAYNAK : İbrahim CANAN
EY NEFSiM
Ne kadar da rahatlığına düşkünsün, istiyorsun ki her şey yolunda gitsin. İstiyorsun ki sana hiç bir kötülük dokunmasın. İstiyorsun ki hiç bir çileye maruz kalmayasın..
Kardeşlerin, müslüman kardeşlerin kafirlerin bitmeyen tükenmeyen zulümlerine sabrederken, sırf O nun rızasını kazanmak için, sen otur koltuğunda, tv den izle ne olup ne bitiyor dünyada, sana ne zaten değil mi, sen çekmiyorsun ya, sen dayanmıyorsun ya onca acılara, sen katlanmıyorsun ya onca işkenceye !
Herkes kendi derdine derman bulsun, ben de hayatla mücadele ediyorum, diyorsun. Ne kadar da duyarsızsın sen böyle. Müslüman böyle mi olur? Modern Müslüman; olmuşsun sen, Kuran dan, din kardeşliğinden, tevhid’den bahsediyorsun ama gırtlaktan aşağı inmiyor,sözde müslümansın yani ama yaşamaya gelince taviz üstüne taviz veriyorsun. İstiyorsun ki kimseden ağır bir söz işitme, istiyorsun ki dâvan üzünden kimse sana yan bakmasın, istiyorsun ki sıra dışı olmayasın. Birde utanmadan kendini cennetlik sanıyorsun! Hayır, hayır boşuna kendini kandırma, İnsanlar imtihandan geçirilmeden, sadece inandık demeleriyle bırakılacaklarını mı sandılar; (Ankebut, 2)
Sana ağır geliyor, lüks olmayan bir hayata alışmak, ağır geliyor her gün 3 çeşit yemek yememek,mazlumlar dünyanın dört bir yanında yiyecek bir lokma ekmek, yatacak bir yer bulamazken, sana zor geliyor kuru yerde yatmak. Başına içinden çıkamayacağın bir iş gelsin hele hemen isyana koyuluyorsun.
Resulullah (s.a.v.), Biricik Sevgilini, önderini çok sevdiğini söylüyorsun ama bunu ne davranışlarınla ne sözlerinle ne hayatınla ıspatlıyorsun!
Nefsim! Hani söz vermiştin, Evet, Sen benim Rabbimsin ; demiştin, hani vefan nerde kaldı?!
Dalmışsın bir oyundan ve eğlenceden ibaret olan dünya hayatına, (Muhammed,36) sana verileni tepip sanki islam öncesi cahiliyyesini arıyorsun( Maide,50)
Uyan artık, Kim ALLAH ile olan ahdine vefa gösterirse ALLAH ona büyük bir mükafat verecektir. (Fetih,10) Sen Kuran’ı düşünmüyor musun, yoksa kalbin kilitli mi? (Muhammed,24).
Rabbim seni hem müjdeliyor, hem de korkutuyor, tercih senin elinde. Henüz geç değil, pişman olmadan değiştir kendini çünkü SENİNDE BIR DAHA Kİ SANİYEDE NEFES ALIP VERECEĞİNE ELİNDE GARANTİ BELGEN YOK!
Dua et ki yeryüzünde bütün müslümanlar kardeş olsun, kalplerindeki kin kalksın, Tevhid bayrağı altında toplansınlar.. Dua etki imana saldırıların arttığı şu zamanda yüreğindeki islam gülünden ayrılma ki böylece yegane barınak olan Cennette nail olasın; (Naziat,40/41)
UNUTMA, her zaman ALLAH için Dua et yalvara yakara ve gizlice Dua et;(Araf,55); Kendi kendine yalvararak ve ürperek yüksek olmayan bir sesle sabah akşam Rabbini an, gafillerden olma; (Araf,205)
UNUTMA, ALLAH’ a muhtaç olan sensin; (Fatır,15). O Samed’ dir, hiç bir şeye muhtaç değildir. El açıp yalvarmaya layık olan ancak O`dur.(Rad,14)
Ve unutma, sabret, yılma, sen müslümansın, sen güçlüsün, sen özelsin; Gevşeklik gösterip,üzüntüye kapılma. Eğer inanmışsan üstün gelecek olan sensin. (Al-i imran,139)
|
Çünkü GALATASARAY...
Başarının diğer adıdır. En zor günlerde, devlerin karşısına çıkıp, sahayı dar etmektir en çok. Hani her şey kötü giderken bazen, hayatınızda iyi bir şeylerin olması demektir. Zorlandığınızda - hatta düştüğünüzde kimi zaman - asaletinizi ve tarzınızı korumak, her zaman tekrar ayağa kalkmayı başarmak demektir.
Galatasaray demek; kimsenin kurmadığı hayalleri kurmak ve o hayaller için yılmadan, usanmadan mücadele etmektir. İmkansız denilenlerin sadece zaman aldığını en baştan kabul etmektir.
Aslında Galatasaray demek; rakiplerinin başardıkları için “tesadüf” dememektir en fazla...
İşte budur Galatasaraylıyı, Galatasaraylı yapan
Bunları Biliyor musunuz?
BUNLARI BİLİYORMUSUNUZ? -Fareler Kusamaz. -Zürafalar yüzemez. -Yılanlar duyamaz. -Karıncalar uyuyamaz. -Kirpiler suda batmaz. -Kutup ayıları solaktır.Abim gibi -Sineklerin 5 tane gözü vardır. -Zürafanın ses telleri yoktur. -Yunuslar bir gözlü açık uyurlar. -Develerin 3 tane kaşı vardır. -Bir sineğin hızı saatte 8 km.dir. -Zürafanın dili 35 cm. kadardır. -Istakozların kani mavi renktedir. -Kelebekler ayaklarıyla tat alırlar. -Fil zıplayamayan tek memelidir. -Sığırların 4 tane midesi vardır. -Kangurular geri-geri yürüyemezler. -Kediler seker tadını ayırt edemezler. -Atlar 1 ay kadar ayakta kalabilirler. -Fare, bir deveden bile daha uzun süre susuz kalabilir. -Timsahlar dilini dışarı çıkaramazlar. -Zebralar beyaz üzerine siyah çizgilidir. -Baykuş mavi rengi görebilen tek kustur. -2600 kadar kurbağa cinsi var. -Yetişkin bir ayı at kadar hızlı koşabilir. -Sadece domuzlar güneşten yanabilir. -Deniz kobrası dünyanın en zehirli yılanıdır. -Bir karıncanın koku alma yeteneği en az bir köpeğinki kadar gelişmiştir. -Hayvanların en büyüğü mavi balinadır. (uzunluğu 33 m., ağırlığı 190t.) -Kuşlara şimşek çarpmaz. Çünkü elektrik onların tüyünden geçemez. -Sadece dişi sivrisinekler ısırır. -Bir devekuşunun gözü beyninden büyüktür. -Deve deniz suyu içebileceği gibi bir defada 250 litre su da içebilir. -Bir insanin su ve yemek olmadan yasayabildiği en uzun süre 18 gündür. -Karınca kendi ağırlığının 50 katini taşıyabilir. -Çekirgenin kulağı dizindedir. -Yeryüzünün en sıcak yeri Afrika'da El-Ezize bölgesidir.(Gölgede 58 derece) -Yeryüzünün en soğuk yeri Antarktika'da Vostok (Rusya) bölgesidir.(-88.3 derece) -Uzaya ilk defa 12.04.1961 tarihinde Yuri Gagarin uçtu. -İlk defa aya 21.07.1969 tarihinde Neil Armstrong ayak bastı. -Eski Roma'da camdan hazırlanmış kaplar altın ve gümüşten daha Değerli sayılırlardı. -Dünyada en eski üniversitesi 989 yılında kurulan Misir'in El-Ezher üniversitesidir. -Dünyanın en genç üniversite öğrencisi 11,5 yaşındaki Ganesh Sittampalam'dir. -İlk yeraltı tünel 1 km. uzunluğunda olmuş ve bundan 4 bin yil,önce Irak'ta Fırat nehrinin altından geçmisdir. -Paraguay dünyanın en yağışlı bölgesidir. Bölgede yağmur neredeyse ara vermez. -Dünyada 2000 e yakin halk ve 3000 e yakin dil var. -Tarih boyu yapılmış savaşların en uzunu İngiltere ile FransaArasında olmuştur. Bu savaş 115 sene(1338-1453) sürmüştür. -İnsanin saçında 102 bine yakin, derisinde ise 20 bine yakin kil olur. -Kıllar her gün 0.35-0.40 mm. uzar. -İngiltereli Thomas Korne 207 sene yasamıştır. -Dünyanın en uzun ömürlü insani Çin'de 253 sene yaşamıştır. (1680-1933) -Güneş dünyadan 330,330 kat daha büyüktür. -Bir köstebek sadece bir gecede 90 m. tünel kazabilir. - Bir hamam böceği kafası koptuktan sonra açlıktan ölmeden 9 gün yasayabilir. -Eski Mısırlılar taştan yapılmış yastıklarda uyurlardı. -Bir hipopotam ağzını açarsa 120 cm boyunda bir insan onun içine rahatça sığabilir. -Boğalar renk körüdür, bundan dolayı matadorun elindeki beze saldırırlar; rengi ne olursa olsun. -Ortalama bir buzdağı 20,000,000 ton gelir. -Zehirli oklu kurbağada 2,200 insani öldürebilecek kadar zehir bulunur. -İnsan vücudundaki en güçlü kas dildir. -Hapşırdığımız zaman kalbimizde dahil olmak üzere bütün vücut fonksiyonlarımız bir an için durur. -Gözleri açık tutarak hapşırmak imkansızdır. -Kadınlar erkeklere oranla iki kat daha fazla göz kırparlar. -Penguen yüzebilen ama uçamayan tek kustur. -Sadece insanlar ve yunuslar zevk için Cinsel ilişkide bulunurlar. -İnsan elinde, en yavaş uzayan tırnak bas parmakta,en hızlı Uzayan tırnak ise orta parmaktadır. -İnsanlar 200 milyon soluk alıp verme, 1 milyar kalp atışı , 300 milyon mide kasılması ve 20 milyar göz kırpması kadar yasarlar. -İnsanlar beyinlerinin %10'nu kullanırlar. -Bir insan yedi dakika içerisinde uykuya dalar. -Sıcak su soğuk sudan daha ağırdır. -Yetişkin bir insan günde ortalama 23.000 kez nefes alır. - Sarışınların esmerlere göre daha fazla sacı vardır. -Soğan doğrarken sakız çiğnemek göz yaşarmasını önler
|
PARADİGMA
|
|
HAYAT HAKKINDA
|
|
|
|
Dünya nüfusunu, mevcut halklarin nispetlerini muhafaza ederek, 100 kisilik bir köy kadar küçültebilseydik bu köy söyle olacakti:
57 Asyali
|
|
|
4月11日
|
Yalnız'ın Durumları
|
I. Her şeyi süpürebilirsin; Sonbaharı süpüremezsin.
Sen her şeyi süpürebilirsin; Sonbaharı süpüremezsin.
Yalnızsa Sürekli bir sonbaharı Süpürür hep. Düşünemezsin.
II. Yanar Sobasında Yalnızın Üşüyen Bakışları.
Lambasında Karanlığa donuk Bir ışık Titrer Sönük-sönük.
Penceresi Dışına kapanmıştır, Kapısı İçine örtük.
 III. Yalnız Bin yıl yasar Kendini Bir anada.
 IV. Yalnızn Nesi var, nesi yoksa Tümü birdenbiredir.
 V. Yalnız Bir ordudur Kendi çölünde
Sonsuz savaşlarında Hep yenen Kendi ordusunu.
 VI. Yalnızın Sakladığı bir şey vardır; Boyuna yerini değiştirir, Boyuna onu arara. Biri bulsa diye.
 VII. Yalnız Hem bilgesi, Hem delisidir Kendi dünyasının. Ayrıca; Hem efendisi Hem kölesidir Kendisinin
Tadını çıkaramaz Görecesiz dünyasında Hiçbirinin
 VIII. Yalnız Sürekli dinleyendir Söylenmemiş bir sözü.
 IX. Sözünde durması Yalnızın yalancılığıdır Kendisine.
Hep yüzüne vurur utancı. O yüzden Gözlerini kaçırır Gözlerinden.
 X. Yalnızın odasında İkinci bir yalnızlıktır Ayna.
 XI. Yalnız Hep uyanır İkinci uykusuna.
 XII. Yalnız Kendi bencinin sen’idir.
 XIII. Bir sözde saklanmış bir yalanı Bir gözde okuduğundan Bakmaz kendi gözlerine bile.
 XIV. Hep susadığında O Kendi çölündedir.

XV. Kendi öyküsünü Ne anlatabilen Ne de dinleyebilen.
Kendi türküsünü Ne yazabilen, Ne söyleyebilen.
 XVI. Bir zamanlar güldüğünü Anımsar da...Yoğurur hüzünün çamurunu Avuçlarında.
 XVII. Yalnız Aranan tek görgü tanığıdır Yargılanmasında Kendi davasının...
Her duruşması ertelenir Kavgasının.
 XVIII. Yalnız Hem kaptanı Hem de tek yolcusudur Batmakta olan gemisinin.
Onun için Ne sonuncu ayrılabilir Gemisinden, Ne de ilkin.
XIX. Yalnızın adı okunduğunda Okulda ya da yasamda Kimse 'Burda' diyemez .. Ama Yok da..
 XX. Uykunun duvarında başladı... Önceleri bir toz gölgesi sanki; Sonra bir yumak yun gibi.
Ama simdi iyice görüyor Örümceğin ağını Gün gibi
 XXI. Yalnız Duymuş olduğunun sağırı, Görmüş olduğunun koru Dur
Ölür ölür ölür Öldürür öldürür öldürür
Duyduklarını unutur, Duyacaklarını düşünür.
XXII. Yalnızın adına Hiç kimse konuşamaz..
O Kendi kendisinin Sanığıdır.
 XXIII. Yalnız Önceden sezer Sonra olacakları
Paylaşacak biri vardır; Anlatır anlatır ona Olanları, olmayacakları.

XXIV. Her leke Kendisiyle çıkar.
|
|
|
|
Özdemir Asaf |
|
|
|
| |
AnLaDıM
SENSİZLİK,
sana açılan bir kapıymış çaldığımda karşıma sen çıkınca anladım
SESSİZLİK,
sana söylenen bir şarkıymış sustuğumda dilimin ucuna sen gelince anladım
KARANLIK,
seni görebilmek için yaktığım bir ışıkmış yüreğimde sen sönünce anladım!
~Hümeyra~
|